Navigasyonu görüntüle İçeriği görüntüle

Kültürümüzde Ramazan ve Oruçla İlgili Gelenekler

Çocukluğumuzda oruç tutmasak bile merak ve heyecanla parçası olmaya çalıştığımız sahur sofraları, öğlene kadar tuttuğumuz tekne oruçları, mis kokulu pide kuyrukları, tüm ailenin bir araya toplandığı bayram kahvaltıları hepimizin kişisel hafızasında çok özel bir yere sahip. Bir ay boyunca ibadeti, sabrı, dayanışmayı merkeze alan Ramazan ayının, dini ve toplumsal boyutunun yanı sıra yaşam tarzımızla bağlantılı kültürel bir boyutu da bulunuyor. Her Müslüman toplum bu kutsal ayı kendi gelenekleri ile karşılıyor ve yaşıyor.

Günlük yaşam rutinimizden sofra kültürümüze kadar uzanan ve bize has olan bu geleneklerin bazıları maalesef zamana yenik düşüyor, bazıları değişiyor, bazıları ise genç nesillerin gelecek kuşaklara aktarmaları için tüm canlılığı ile devam ediyor. Bu yazımızda Ramazan ayını bize özel kılan, geçmişten günümüze uzanan geleneklerimize ve lezzetlerimize göz atacağız.

Kaybolan Ramazan Geleneklerimiz

Kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal bir miras olan gelenekler, toplumun ihtiyaçlarına ve yaşam alışkanlıklarına göre değişikliğe uğrar ya da yeniden şekillenir. Bugün Ramazan ayının başlayıp başlamadığını anlamak için hilali gözlememiz gerekmiyor ya da ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için sadaka taşları yerine telefonlarımızdan erişebildiğimiz uygulamaları ve hesapları kullanıyoruz. Geçmişte önemli işlevler görmüş olsalar da günümüzün Ramazanlarına ulaşamayan geleneklerimizden birkaçını hatırlayalım:

Hilalin Gözlenmesi

Dinimizde namaz, sahur, iftar saatlerinin belirlenmesinde hicri takvim yani Ay’ın hareketleri esas alınıyor. Bu nedenle Ramazan ayının başlangıcını tespit etmek için hilalin gözlenmesi, yüzyıllar boyunca önemli bir gelenek olarak varlığını sürdürdü. Osmanlı toplumunda bu görevi yerine getirecek olan kişiler dürüst, suç işlememiş kişiler arasından belirlenir, hilali görenler şahitlerin huzurunda kadıya durumu bildirir ve Ramazan ayının başladığı ulaklarla halka bildirilirdi. Hilali gören kişilere hediyeler verilmesi de ayrı bir gelenekti. Günümüzde astronomi biliminin ve teknolojinin geldiği nokta Ay’ın hareketlerini en ince detayları ile takip etmemizi, önemli tarih ve saatleri en doğru şekilde hesaplamamızı sağlıyor.

Zimem Defteri

Zimem defteri mahalle esnafının müşterileri için tuttuğu veresiye defteri anlamına geliyor. Yakın bir geçmişte bile oldukça sık kullanılan veresiye defterleri, mahalle sakinlerinin borçlanarak esnaftan alışveriş yapmalarına olanak sağlıyordu. Varlıklı kişilerin, Ramazan ayı geldiğinde esnafın elindeki zimem defterlerindeki borçları, kimin olduğuna bakmadan ödemeleri toplumumuzun önemli geleneklerinden birisiydi. “Sağ elin verdiğini sol el bilmemeli” anlayışı ile yapılan bu yardımlarda ne borçlu hesabı kimin kapattığını öğrenir ne de yardımseverler kimin hesabını kapattıklarını bilirlerdi. Günümüzün alışveriş sistemlerinde veresiye defterleri neredeyse hiç kullanılmıyor. Ancak “askıda fatura” gibi uygulamalarla ihtiyacı olanların borçlarını kapatmaya yönelik sosyal dayanışma örnekleri hâlâ devam ediyor.

Geçmişten Günümüze Ramazan Ayı Gelenekleri

Sadaka Taşları

Genellikle cami avlularına, gelir düzeyi düşük semtlere, vakıf bahçelerine ya da mezarlık yakınlarında yerleştirilen sadaka taşları sosyal dayanışmanın son derece işlevsel ve özel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayni ve nakdi yardımların üzerindeki oyuğa bırakıldığı ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacı kadarını aldığı bu taşların pek azı günümüze kadar ulaşmış. Osmanlı toplumunda yılın her döneminde aktif olarak kullanılan sadaka taşları, özellikle yardımlaşmanın ön plana çıktığı Ramazan aylarında önemli bir dayanışma yöntemi olarak kullanılmış.

Diş Kirası

Varsıl kimselerin iftara çağırdıkları davetlilere yemekten sonra verdikleri ve “diş kirası” olarak adlandırılan hediyeler, yardımlaşma kültürümüzün zarif örneklerinden birisi olmasına rağmen zamana yenik düşmüş geleneklerimizden birisi. Hem yoksullara yardım etmeyi hem de davete icabet edenlere değerli vakitlerini ev sahibine ayırdıkları için teşekkür etmeyi amaçlayan bu hediyeler; genellikle kadife keseler içinde verilen gümüş, akçe, altın veya tespihlerden oluşuyordu. Uzun süren savaşlar, ekonomik buhranlar nedeniyle zamanla azaldı ve unutuldu.

 Semai Kahveleri

19. yüzyılda yaygınlaşmaya başlayan semai kahvehaneleri Ramazan ayının ilk günü açılır, arife günü akşamı kapanırdı. İftar ve teravih namazı sonrasında toplumun her kesiminden insanı bir araya getiren bu müzikli kahvelerde aşıklar tarafından semailer okunur, mani atışmaları yapılır, çözülmesi istenen bilmeceler kahve duvarlarına asılırdı. Uzun yıllar boyunca Ramazan eğlenceleri geleneğinin önemli bir parçası olan semai kahvehaneleri 1900’lü yılların ilk yarısında giderek azalarak sosyal hayattan silindi.

Ramazan Eğlenceleri

Televizyonun, diğer iletişim ve eğlence araçlarının olmadığı dönemlerde Ramazan ayının toplumsal yaşama getirdiği hareketlilik, kendine has eğlence geleneklerinin de ortaya çıkmasını sağladı. Özellikle teravih sonrasında kahvehanelerde toplanmak, meddah, Karagöz ve Hacivat, ortaoyunu gösterileri izlemek, İstanbul’da Direklararası’nda düzenlenen eğlencelere katılmak, birlikte ibadet eden bir toplumun birlikte eğlenmesini de sağladığı için oldukça önemliydi. Son yıllarda pek çok kentimizde yeniden canlandırılmaya çalışılan Ramazan etkinlikleri eski ihtişamlı günlerinden hayli uzak olsa da benzeri bir işlevi yerine getirmeye çalışıyor.

Ramazan Ruhunu Yaşatmaya Devam Eden Geleneklerimiz

“Nerede o eski Ramazanlar!” diyen aile büyüklerimiz kısmen haklı olsalar da bugün Anadolu’nun dört bir köşesinde varlığını sürdüren geleneklerimiz toplumun bütün katmanlarını birbirine kenetleyen önemli bir bağ oluşturuyor. Kültürel zenginliğimizin bir parçası olan ve Ramazan ayına törensel bir boyut kazandıran bu gelenekler kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ediyor:

Ramazan Temizliği ve Ramazan Hazırlıkları

Ruhumuzu temizleyen Ramazan ayına girmeden önce, bu kutsal aya duyduğumuz saygının gereği olarak hem evlerimizi hem de ibadethanelerimizi temizleme geleneği yurdumuzun hemen her köşesinde devam ediyor. Yapılan her hazırlık Ramazan süresince daha az yorulmamızı, ibadetlerimize daha çok vakit ayırmamızı sağlaması açısından da önem taşıyor.

İftar Davetleri

Yardım için verilen iftar yemekleri ve konuk ağırlamak amacıyla düzenlenen iftar davetleri geleneksel misafirperverliğimizin bir uzantısı olarak bugün de devam ediyor. Hayır amacıyla iftar daveti vermek isteyenler için pek çok farklı alternatif bulunuyor. Belediyeler ya da sivil toplum kuruluşları ile iletişime geçerek geniş kitlelerle paylaşabileceğiniz iftar sofraları kurmanız mümkün. Bunun yanı sıra orucumuzu akrabalarımızla, dostlarımızla ya da komşularımızla kalabalık sofralarda açmanın verdiği mutluluk ise bir başka.

İftar Topu

Günümüzün büyük şehirlerinde iftar topunun sesini duymak çok mümkün değilse de iftar saatinde top atma geleneği şehirlerimizin çoğunda devam ediyor. Ses sistemlerinin gelişmemiş olduğu dönemlerde önemli bir uygulama olan iftar topu atma, ilk olarak Sultan II. Mahmud döneminde başlamış ve zamanla gelenek haline gelmiş. İstanbul’da Ramazan ayının ilk iftar topu her yıl Sultanahmet Meydanı’nda atılıyor.

Ramazan Davulcusu

Ramazan ayının olmazsa olmaz geleneklerinden birisi de Ramazan davulcuları. Yaklaşık 150 yıl önce, insanları sahura kaldırmak için başlayan bu gelenek, maniler eşliğinde sokak sokak dolaşan ve bahşiş toplayan davulcularla bugün de devam ediyor.

Mahya

Mahyacılık, Ramazan ve bayram gecelerinde çift minareli camilerde iki minare arasında gerili iplere zeytinyağlı kandiller asarak yazı yazma ve şekil yapma sanatıdır. İslam dünyasında sadece ülkemizde uygulanan bu gelenek adını “aylık” anlamına gelen “mahiyye” kelimesinden alır. İstanbul’da ilk mahyanın tam olarak hangi tarihte kurulduğu bilinmiyor ancak 1578 yılında İstanbul’a gelen Solomon Schweigger’in seyahatnamesinde bulunan bir çizimde, minareler arasına asılmış kandiller görülüyor. 1617’de yapımı biten Sultanahmet Camii’nde de o yıl mahyaların asıldığı biliniyor. Geçmişte büyük ustalık isteyen mahyacılık, günümüzde teknolojinin etkisiyle bir sanat olmaktan çıktı ancak elektrik ampulleriyle mahya kurma geleneği hâlâ devam ediyor.

Çocuklar ve Ramazan

Ramazan ayı hiç şüphesiz küçük çocuklar için en heyecan verici dönemlerden birisi. Günlük yaşamın değişen döngüsüne alışmalarını sağlamak, Ramazan ayının anlamını hissetmelerine yardımcı olmak için yapabileceğimiz pek çok şey var. Bugün çocuklar için Ramazan ayına özel pek çok etkinlikler içeren kitaplara ya da video içeriklere ulaşmak mümkün. Ancak yüzyıllardır devam eden geleneklerimiz de çocuklara dini değerlerimizi aktarmak ve ibadetleri sevdirmek yolunda önemli bir rol oynamaya devam ediyor:

Tekne Orucu

Ramazanda çocuk olmanın en keyifli yanlarında birisi hiç şüphesiz büyüklerle birlikte sahura kalkmak ve öğle saatlerine kadar tekne orucu tutmak. Yetişkinlere farz kılınan bir ibadetin parçası olmak, Ramazan ayının maneviyatını hissetmek ve oruca alışmak için son derece keyifli ve yararlı olan bu gelenek bugün de pek çok çocuklu evde devam ediyor.

İlk Oruç Hediyeleri

Ramazanda çocukların oruç tutmasının ayrı bir önemi var. Tekne orucu ile başlayan bu süreç, oruç ilk kez tam olarak tutulduğunda daha törensel bir anlama bürünüyor. İlk kez oruç tutan çocuklara küçük hediyeler verme geleneği, çocukların bu kutsal ay ile manevi bir bağ kurmasını sağlamak ve teşvik etmek açısından büyük önem taşıyor.

Geleneksel Ramazan Lezzetleri

İftar ve sahur sofralarımıza gösterdiğimiz özenin temelinde hiç şüphesiz zengin mutfak kültürümüz yatıyor. Ancak öyle tatlarımız var ki Ramazan başladığında akla ilk onlar geliyor:

Ramazan Pidesi

İftar saati yaklaşırken fırınlardan yükselen pide kokusu ile mutlu olmayan yoktur. Ramazan ayına özel mayalı ve yassı bir ekmek türü olan pide, yaklaşık 500 yıldan beri mutfak kültürümüzde önemli bir yere sahip. Güzel bir pideyi şekillendirmek ve pişirmek ustalık isteyen, meşakkatli bir iş. Seri üretime uygun olmayan bir hamurdan yapılıyor ve bu nedenle genellikle Ramazan ayında üretiliyor.

İftariyelikler

Geleneksel iftar sofralarının iki aşaması bulunuyor. İlk aşamayı, orucu hafif ama besleyici yiyeceklerle açmak için hazırlanan iftariyelikler oluşturuyor. Genellikle zeytin, hurma, peynir, kuru meyveler ve yemişlerden oluşan iftariyelikler uzun süren açlıktan sonra düşen kan şekerinin yükselmesini sağlıyor ve ikinci aşama olan ana yemeklerin gereğinden fazla tüketilmesinin önüne geçiyor.

Güllaç Tatlısı

Osmanlı Ramazan kültüründen günümüze ulaşan güllaç tatlısı, mısır nişastası ve sudan hazırlanan güllaç yaprakları ile yapılıyor. Bilinen ilk güllaç tarifi 13. yüzyıla kadar uzanıyor ve zamanla saray mutfağının vazgeçilmezlerinden birisi haline geliyor. “Güllü aş” ya da güllaç hazırlamanın en zahmetli yanı “varak” adı verilen güllaç yapraklarının hazırlanması. Günümüzde bu yaprakların hazır olarak satılması işimizi hayli kolaylaştırsa da doğru kıvamda bir tatlı yapmak yine de ustalık istiyor. Mideyi yormayan sütlü bir tatlı olması, onu Ramazan ayının geleneksel tatlısı haline getiriyor.



En Çok Okunan Bloglar